İstanbul’un 1.600 Yıllık Sanat ve Tasarım Mirası Londra’da
İstanbul’un tarih boyunca taşıdığı farklı kimlikleri tek bir anlatı içinde ele alan sergi, MS 330’dan 1922’ye uzanan dönemi kapsıyor. Kentin Bizans İmparatorluğu dönemindeki Konstantinopolis kimliğinden Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti İstanbul’a dönüşümünü sanat, mimari ve tasarım üzerinden izleyen sergi, iki imparatorluğun birbirinden farklı olduğu kadar birbirine bağlanan yaratıcı geleneklerini de görünür kılıyor.
Birleşik Krallık’ta bu hikâyeyi bütünlüklü biçimde ele alan ilk sergi olma özelliği taşıyan “Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires”, 200’ün üzerinde eseri bir araya getiriyor. Sergide dekoratif sanatlar, tekstiller ve tarihi giysiler, seramik ve çiniler, mozaikler, metal işçiliği ve mücevherler, heykeller, mimari unsurlar, el yazmaları, kâğıt üzerine çalışmalar ve resimler yer alıyor.

Konstantinopolis’in Doğuşundan Bizans’ın Sanat Mirasına
Bu bölümde özellikle Hipodrom’un kentin sosyal ve politik yaşamındaki rolü öne çıkıyor. At yarışlarının yalnızca bir eğlence biçimi değil, aynı zamanda imparatorluk gücünün ve siyasi otoritenin görünür kılındığı büyük kamusal gösteriler olduğu vurgulanıyor. “Grand Beginnings” bölümünde British Museum’dan 11. yüzyıla tarihlenen ve fil dişinden yapılmış Clephane Horn ile Trier Katedrali Hazinesi’nden, muhtemelen 5. yüzyıla ait fildişi bir rölyef de dahil olmak üzere farklı koleksiyonlardan eserler bulunuyor.

İnanç, İktidar ve Ayasofya
Serginin ikinci bölümü “Heaven and Earth”, Bizans döneminde sanat ve mimarinin Hristiyanlıkla ilişkisini inceliyor. Dini imgelerin yalnızca inanç dünyasının bir parçası olarak değil, aynı zamanda imparatorluk otoritesinin ifade araçları olarak nasıl kullanıldığı ele alınıyor.
Ayasofya’nın sergideki varlığı, İstanbul’un mimari ve dini tarihinin farklı dönemler arasındaki sürekliliğini de ortaya koyuyor.
Osmanlı İstanbul’unda Güç ve Gösteri
Üçüncü bölüm “Power and Reach”, 1453 sonrasında İstanbul’un Osmanlı İmparatorluğu’nun başkenti olarak geçirdiği dönüşümü merkeze alıyor. Osmanlı sarayının barış ve savaş dönemlerinde otoritesini görsel gösteriler aracılığıyla nasıl ifade ettiği, lüks malzemelerin imparatorluk kimliğinin oluşturulmasındaki rolü üzerinden anlatılıyor.
İpek, değerli taşlar, fildişi, gümüş ve altın gibi malzemelerle üretilen eserlerin yanı sıra büyük kamusal törenler ve alaylar da bu bölümün önemli unsurları arasında.
İstanbul Türk ve İslam Eserleri Müzesi koleksiyonundan mücevherli fildişi kemer ile V&A koleksiyonunda bulunan, yaklaşık 1809 tarihli “Sultanın Cuma Namazına Alayla Gidişi” adlı suluboya eser serginin dikkat çeken parçaları arasında yer alıyor.

Çok Kültürlü Bir İstanbul
Kahvehanelerden hamamlara, müzikten gündelik yaşama kadar kentin sosyal hayatının farklı yönleri eserler üzerinden ele alınıyor. 19. yüzyıla gelindiğinde ise Avrupa, özellikle Paris kaynaklı estetik anlayışların İstanbul’un moda, tasarım ve gündelik yaşam kültürü üzerindeki etkisi inceleniyor.
Bu bölümde V&A koleksiyonundaki 19. yüzyıl İstanbul’una ait bakır ve gümüş kaplama bir kahve cezvesinin yanı sıra Osman Hamdi Bey’in 1887 tarihli “Ladies Taking a Walk” adlı eseri de yer alıyor. Yapı Kredi Bankası Koleksiyonu’ndan ödünç alınan eser, Osmanlı İstanbul’unda modernleşme, gündelik yaşam ve kadın imgesine ilişkin önemli bir görsel kayıt niteliği taşıyor.

İstanbul’dan Avrupa’ya Uzanan Etki
“Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires”, yalnızca İstanbul’un kendi tarihini değil, kentin sanatsal üretiminin Avrupa üzerindeki etkisini de ele alıyor. Sergi, Bizans ve Osmanlı sanatının 19. yüzyıl Avrupa’sındaki yansımalarını; baskılar, tekstiller ve mozaik örnekleri üzerinden takip ediyor. V&A koleksiyonundaki Owen Jones ve William Morris’e ait çalışmalar da bu ilişkinin bir parçası olarak serginin sonunda izleyiciyle buluşuyor.
Böylece sergi, İstanbul’u yalnızca geçmişte iki büyük imparatorluğa başkentlik yapmış bir şehir olarak değil; sanat, tasarım, mimari ve kültürel üretim yoluyla Akdeniz dünyasını ve Avrupa’yı etkileyen bir merkez olarak yeniden değerlendiriyor.
Londra’da İstanbul’a Bakış
V&A’nın yeni sergisi, Konstantinopolis ve İstanbul’u iki ayrı tarihsel dönem olarak birbirinden ayırmak yerine, yaklaşık 1.600 yıllık yaratıcı üretimin süreklilikleri ve dönüşümleri üzerinden birlikte okumayı öneriyor.
Bizans ve Osmanlı dönemlerinin sanat ve tasarım geleneklerini aynı anlatı içinde buluşturan sergi; imparatorluk, inanç, gündelik hayat, zanaat, mimari ve kültürel etkileşim başlıkları üzerinden İstanbul’un değişen kimliğini ortaya koyuyor.
“Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires”, 7 Kasım 2026 – 9 Mayıs 2027 tarihleri arasında V&A South Kensington’da ziyaret edilebilir. Sergi, Cromwell Road’daki müzenin 38 ve 39 numaralı galerilerinde gerçekleşecek. Hafta içi bilet fiyatı 25 sterlin, hafta sonu ise 27 sterlin olarak açıklanırken, önceden rezervasyon yapılması öneriliyor.




Yorum gönder